top of page

KENDİNLE KARŞILAŞMA SANATI

  • cigdemozzden
  • 30 Mar
  • 2 dakikada okunur

İnsan; kendi iç dünyasındaki dinginlikle, sessizlikle ve kendine olan güvenle hayatı görmeyi ve okumayı öğrenmelidir. Bazen sessiz kalmalı, çoğu zaman dinlemelidir. Anlamlandırmalı ve empati kurabilmelidir.

Sadece başkalarına değil, çoğu zaman kendine de…Yoksa insan, gerçekten insan olabilir mi?

Modern hayatın gürültüsü içinde çoğu zaman kendimizi duyamayız. Dış dünyanın talepleri, beklentileri, hızla akan gündemler… Hepsi zihnimizde sürekli konuşan bir kalabalık yaratır. Oysa insanın kendini tanıyabilmesi için önce bu kalabalığın biraz susması gerekir.

Sessizlik burada bir kaçış değil, bir karşılaşmadır. İnsan sessiz kaldığında aslında kendiyle karşılaşır. Zihninden geçen düşüncelerle, bastırdığı duygularla, korkularıyla ,umutlarıyla ve gölgeleriyle… İlk başta bu karşılaşma zor gelebilir. Çünkü çoğumuz düşüncelerimizi yönetmek yerine onların bizi yönetmesine alışmışızdır.

Tam da bu noktada bilinçli farkındalık devreye girer. Mindfulness dediğimiz şey, zihnimizi susturmaya çalışmak değildir. Zihni zorla kontrol etmeye çalışmak da değildir. Aslında çok daha sade bir beceridir: Zihnimizden geçenleri fark etmek ve onlara kapılmadan izleyebilmek.

Bir düşünce gelir…Bir duygu ortaya çıkar…Bir endişe belirir… Bazen ölüm korkusu, bazen yalnız kalma korkusu, bazen ise beğenilmeme, oanylanmama ya da basaramama korkusu olarak...

Ama biz hemen onun peşinden sürüklenmek yerine bir adım geri çekiliriz. Sanki zihnimizin penceresinden dışarıyı izleyen bir göz gibi… Düşüncelerin gelip geçmesine izin veririz. İşte bu küçük mesafe, insanın kendisiyle kurduğu en sağlıklı ilişkiyi başlatır.

İbadet, Dua, Yoga ve Meditasyon pratikleri de bu nedenle yalnızca fiziksel egzersizler değildir. Onlar aynı zamanda insanın kendi iç dünyasıyla tanışma alanıdır. Nefese dönmek, bedeni hissetmek, anın içinde kalmak… Bunların hepsi zihnin fırtınasını biraz olsun sakinleştirir.

Ve bu yolculuğun en önemli anahtarı: kendine şefkattir.

Çoğu insan kendine karşı sandığından çok daha serttir. Bir hata yaptığında kendini acımasızca eleştirir. Yetersiz hissettiğinde kendini suçlar. (Hepimiz yapıyoruz)

Oysa aynı durumda bir dostumuza ya da çocuğumuza çok daha anlayışlı davranırız. İşte kendine şefkat, insanın kendisine de aynı anlayışı gösterebilmesidir.

Kendine şefkat gösteren insan, hatalarını inkâr etmez ama kendini de cezalandırmaz. Duygularını bastırmaz ama onlara teslim de olmaz. Kendini yargılamak yerine anlamaya çalışır.

Ve ilginçtir ki, bu yaklaşım insanı çoğu zaman dramdan ve kurban psikolojisinden özgürleştirir. Çünkü insan kendine şefkat göstermeye başladığında, hayatındaki birçok yükün aslında zihnin ürettiği hikâyelerden oluştuğunu fark eder.

O zaman sorumluluk başlar. Ama bu ağır bir sorumluluk değildir. Daha çok bir farkındalıktır.

Hayatın içinde hâlâ zorluklar vardır. İnsan hâlâ üzülür, kırılır, hata yapar. Fakat artık kendini kaybetmez. Çünkü içinde sessiz bir alan vardır. Ve o alan, her zaman geri dönebileceği bir yerdir.

Belki de insan olmanın en güzel tarafı tam olarak budur: Hata yapabilme, kendi iç dünyamızı keşfedebilme ve kendimizle barışabilme ihtimali.

Bazen sadece durmak, nefes almak ve kendimizi dinlemek yeterlidir.

Çünkü insan, en çok kendini dinlediğinde olgunlaşır.

Olgunlaşmak ve Özgürleşmek niyetiyle..

Samimiyetle,Çiğdem

 
 
 

Yorumlar


bottom of page